|
|
İçindekiler / Content
RÜZGÂRA TUTKUN SPORCU BİR ANNE, İLKNUR İÇİNGİR | RÜZGÂRA TUTKUN SPORCU BİR ANNE, İLKNUR İÇİNGİR |
|
|
| • Esra Karahan | |
| 08 Ağustos 2007, Çarşamba | |
|
İçingir Ailesi 2004 Haziranı'nda, Sabah Gazetesi'nde baş sayfa haberidir. Turgay Noyan'ın kaleme aldığı " Bebeğini Uyutup Yarıştı" başlığı ile yayınlanan haberde, windsörf sporcusu İlknur'un, altı aylık bebeği Ali'yi karada bırakarak, yarışa katılmasının ve Türkiye şampiyonu olmasının öyküsü anlatılmaktadır. Ancak, bu hikâyenin habere yansımayan bir yüzü vardır ki, o da Ali'nin, o dönem anne sütü ile beslendiği ve sıklıkla da acıktığıdır. Seri yarışların süresi Ali'nin sabrını zorlayınca, İlknur çareyi, iki yarış arasında yakaladığı bir boşlukta, bebeğini beslemekte bulur. Bu sempatik hikâyenin, sanırım dünyada bir benzeri daha yoktur. Evet, bu ay konuğumuz, windsörf dalında yarışan milli yelkencimiz, İlknur İçingir. İlknur, Çok sayıda ulusal ve uluslararası başarılarının yanı sıra, vvindsurf sınıfında, 2000 yılında, Sydney'de yapılan Olimpiyat Oyunlarında Türkiye'yi temsil etti. İlknur, spor hayatına devam ederken, anne olmayı da, profesyonel iş hayatını sürdürmeyi de başarabilmiş ender sporculardan biri. İlknur, 1988 yılında, İstanbul Yelken Kulübü'nde Muzaffer Karacehennem yönetiminde açılan bir yaz kursu ile windsurfle tanıştı. Kursa katıldığında, ondokuz yaşındaydı. Geç bir yaşta bu spora başlamasına rağmen, kısa zamanda öne çıktı, yarışlara katılmaya başladı. O yıllarda vvindsörf, İstanbul'da, altın dönemini yaşamaktaydı. Yapılan il yarışları, kırktan fazla sporcunun katılımıyla gerçekleşmekteydi ki, bugün bu sayı tek haneli sayıları geçemiyor. Önce üniversite sınavları, hemen sonrasında yüksek öğrenim için İngiltere'ye gitmesi, yelkene kısa aralıklar vermesini gerektirse de, winsörf, bir daha hiç çıkmamak üzere hayatına girmişti bir kere. "Okul bitene kadar yazları, profesyonel meslek hayatım başlayınca da, her hafta sonu ve tüm yıllık izinlerimde, ya antreman yaptım ya da yarışlara katıldım. Bir kez bile iznimi tatil yapmak için kullanmadım. Yıllık izinlerimi sürekli olarak yarışlara denk getirmeye çalışıyordum." Esra: Bu herkezin kolaylıkla yapabileceği bir şey değil. Hiç sıkıldığın, bıktığın zamanlar olmuyor muydu? İlknur: Hiç bir zaman sıkılmadım. Evet, kolay değildi; ama buna herzaman değdi. Sörfe olan bağlılığım, başkalarına bazen garip gelsede, içinde sörf olmayan bir yaşamı hiç düşünmedim. Elbette, yaşamları boyunca, bir işe derinden sevdalanmamış olanlar, İlknur ve onun gibi bir tutkunun peşinden gidenleri anlayamazlar. İlknur'un yelken tutkusu, onu her sporcunun düşü olan olimpiyat oyunlarına taşıdı. Esra: 2000 yılında Sdney'de yapılan Olmpiyat Oyunlannda, Mistira! sınıfında, bayanlar kategorisinde Türkiye'yi temsil ettin. Bize biraz anlatabilir misin?" İlknur: Hayatımın en güzel olayı. Olimpiyatlar her sporcu için en üst nokta denir ya, bunu oraya gitmeden anlamak imkânsız. Açılış gecesinde stada adım attığımda, dizlerimin bağı çözüldü. Sözde kameralara bakıp, aillerimiz için el sallayıp merhaba diyecektik. Bir rüya âlemine girmiş gibiydim. Duygu yoğunluğu çok yüksek bir ortamdı. Şimdi o anı hatırlarken bile gözlerim doluyor. Çok gurur verici bir deneyimdi. Orada olmanın insanın üzerinde oluşturduğu garip bir sorumluluk hissi oluyor. Antreman yapmadan geçirdiğiniz her güne acıyorsunuz." Esra: Yarışlar nasıl geçti ? İlknur: Yarışlara derece beklentisiyle gitmemiştim. Hedefim Türkkiye'yi elimden geldiğince iyi temsil edebilmekti. Hepimiz biliyoruz ki, işiniz sadece olimpiyata hazırlanmak olmadıkça, iyi bir derece ve madalya sadece güzel bir hayal. İçingır ailesi için, Sdney 'de yapılan olimpiyatların, sportif anlamı dışında, özel bir anlamı daha var. Eşi Ertuğrul ile olimpiyatlar sırasında hayatlarını paylaşmaya karar vermişler. İstanbul'a döndüklerinde, önemli bir yol ayrımına gelmişler. Aktif spor hayatını bırakmak ya da devam etmek. İlknur: Önemli bir yol ayrımına gelmiştik. Ertuğrul ve ben yarışmayı bırakınca çok mutsuz olacağımızı biliyorduk. Ama bir taraftan da yaşam koşulları bizi zorluyordu. Sonra,2001 yılında, Alacatı'dan Ertuğrul'a bir iş teklifi geldi. Bu ara da 2004 yılında dünya şampiyonasının Alaçatı'da olacağı kesinleşti. Bizde İstanbul'u bırakıp Alaçatı'ya yerleşmeye karar verdik. Esra: Büyük şehirde yaşamaya alışmış kişiler için oldukça zor bir karar. İlknur: Evet kolay bir karar değildi. İstanbul'da o sırada bir turizm firmasının genel müdürlüğünü yapıyordum. Mevcut işimizi, evimizi ve dostlarımızı bırakıp başka bir kente gitmek, hayatımızı tümden değiştirmek anlamına geliyordu. Biz seçimimizi, sörf yapabileceğimiz bir coğrafyadan yana yaptık. Esra: Alaçatı'yı ilk kez, Ilıca'da ocak ayında yapılan optimist yarışları sırasında görmüştüm. İstanbul'dan yoğun bir kar yağışı ile ayrılıp, Çeşme'nin parlak güneşi ile karşılaşmıştık. Alaçatı'da, her sokağın sonunda, boşu boşuna denizi aramış, bulamayınca ds epey şaşırmıştım doğrusu. Gerçi yerleşim alanınından biraz ötede, deniz ile buluşuluyor ama, Alaçatı deniz kıyısında değilmiş. İlknur: Sizin gibi şaşıran çok oluyor. Alaçatı, eylül ile nisan aylan arası oldukça sakin bir yer. Yazın ise fazlasıyla hareketli. Kışın bazen sokakta bir tek kişi bile olmuyor. Trafik ışıkları dahî çalışmıyor. Kasabaya, yoğun bir durağanlık hakim oluyor İstanbul'dan bizi ziyarete gelen arkadaşlarımız nasıl olup ta sıkılmadığımızı soruyorlar. Oysa bizim hoşumuza gidiyor. Eşim Ertuğrul olimpiyatlara hazırlanan bir sporcu olarak, özel hayatına son derece özen göstermek zorunda. Alaçatı'da bu özeni göstermek daha kolay oluyor. Alaçatı'nın yerel halkı başından beri bize dostluk göstererek, aralarına kabul ettiler. Biz de artık kendimizi, buralı, Alaçatılı hissediyoruz. İlknur'un, Alaçatı'ya iki kilometre uzaklıkta, camlık yolunda, yeşillikler içinde, bir kafesi ve kafenin üst katında, oda sayısı üç ile sınırlı olmasına rağmen, orada konaklamaktan çok keyif alacağınız bir pansiyonu var. Zeytin Cafe, yöreye özgü peynirleri, zeytinleri ile özel bir kahvaltı yapmak isteyenler için bulunmaz bir yer. Nasıl ulaşırız diyenler için, internet adresi www.zevtincafe.com. Alaçatı'nın uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapması konusunda neler düşündüğünü soruyorum. İlknur: Bu yarışlar, hem ülke tanıtımı açısından, hem de winsörfün Türkiye'de yaygınlaşması bakımından son derece önemli. Alacatı'nın konumu sörf yapmak için çok uygun. Hem rüzgârları çok iyi, hem de İzmir gibi büyük bir kente çok yakın. Alaçatı'da faliyet gösteren sörf okulları, sörfü hobi olarak yapmak isteyen kişilere hizmet veren ticari kuruluşlar Sezonun kısalığı ve giderlerinin yüksek oluşu nedeniyle, sporcu yetiştirmek, ana hedefleri olamıyor. Yine de buradaki kurslara katılanlar arasından, her sene birkaç tane, yetenekli ve istekli sporcu çıkıyor. VVindsörf sekreteri, Engin Kalafatoğlu, buradaki tesislerde sporcu yetişmesi için büyük destek sağlıyor. Windsurfün gelişmesi için, geleceğe dönük birçok projesi var. Ayrıca, eşim Ertuğrul'un da, olimpiyatlara katılmak üzere hazırlanan bir sporcu olması, her gün antrenman yapmak için denize çıkması, uluslararası yarışlarda aldığı başarılar, buradaki gençler için güçlü bir motivasyon oluşturuyor." Sevgili Ali'nin uyumasından yaralanarak gerçekleştirdiğimiz söyleşimiz burada bitiyor. İlknur, alçakgönüllü ama kararlı duruşuyla, günümüzün ben merkezli, popüler söylemine uzaktan bakıyor. Bu duruş, başarılar ile övünmenin ayıp sayıldığı, elde edilmiş başarılardan çok, işi kusursuzluğa götürecek çabalardan bahsetmenin otumlandığı, övgünün ancak başkaları tarafından söze dökülebildiği, bugün artık çok eskilerde kaldığını düşündüğümüz bir söylemin, nadir örneklerinden. İlknur İçingir, spor hayatına devam ederken, anne olmayı da, profesyonel iş hayatını sürdürmeyi de başarabilmiş ender sporculardan biri. Bu sportif başarının ötesinde, bir hayat başarısıdır. |
| < Önceki |
|---|